Yanlış Beslenme Alışkanlıkları Mide Kanserine Zemin Hazırlıyor

Mide kanseri, karnın sol üst bölgesinde bulunan midenin herhangi bir bölgesine yerleşebilen, genellikle lenf bezleri karaciğer ve akciğere yayılabilen; tüm kanserler içinde en sık görülenler arasında 4. ancak kanserden ölümlerde 2. sırada yer alan bir kanser türüdür. Çeşitli sebeplerden dolayı midenin mukoza zarından tümörler gelişir; bu tümörlerden kötü huylu olanları, kansere neden olmaktadır. Ülkemizde de en sık görülen kanser türleri arasında bulunan mide kanserinden dünyada her yıl yaklaşık 800 bin kişi ölmektedir. mide kanseri Erkeklerde bayanlara kıyasla 3 kat daha fazla görülmektedir. ABD’de mide kanserine ait oranlara bakıldığında yıllık yeni vaka sayısı yaklaşık 25 bin dolayındadır.




Etli gıdalara isteksizlik önemli bir mide kanseri belirtisidir

Erken dönemde olan mide kanserleri çoğu kez başlangıçta belirsiz ve özellikli bir bulgusu yoktur; yani belirti vermeyebilirler. Başlangıçta hazımsızlık ve şişkinlik; özellikle etli gıdalara karşı isteksizlik önemli belirtiler gösterebilmektedirler. Daha geç dönemlerde ise; karın ağrısı, bulantı, kusma, gıda alımından sonra şişkinlik, kilo kaybı görülmektedir. Daha önce herhangi bir şikayeti olmayan 40 yaş üzerinde bir kişide hazımsızlık ve kilo kaybı gibi durumlar bu hastalık açısından değerlendirmeyi gerektiren belirtilerdendir.

Mide Kanseri İçin Risk Faktörleri

Sindirim sistemi organlarından midenin herhangi bir parçasından gelişebilen bir kanser türü olan mide kanserinin oluşumunu tetikleyen birçok neden bulunmaktadır. Mide kanserine neden olabilecek durumları şu şekilde sıralayabiliriz:

  • Beslenme tarzı: Beslenme alışkanlığının önemli rol oynadığı mide kanserinde özellikle mangalda pişmiş et ve benzeri gıdalar, aşırı tuzlanmış ve salamura yapılmış sebzeler, mide kanserinin oluşumunda etkin olduğu kabul edilmektedir. Mide kanserinden korunmak amacıyla Akdeniz menüsü tarzında beslenme koruyucu sayılabilecek önlemlerden biridir. Taze ve doğal olan sebze ve meyveler yine mide kanserine karşı koruyucu özelliğe sahiptir.
  • Enfeksiyonlar: H.plori, mide kanserine neden olan önemli bir faktör olarak kabul edilmektedir. Tüm mide kanserli olguların %65-85’inde H.plori enfeksiyonu mevcuttur. Diğer taraftan bakıldığında da tüm H.plori enfeksiyonlu olguların %2’sinde mide kanseri vakasına rastlanmaktadır.
  • Sigara ve alkol: Sigara, önemli aynı zamanda da önlenebilir bir mide kanseri nedenidir. Sigaranın mide kanserine olan tetikleyici özelliğine bir de alkol ile birlikte tüketiminin eklenmesi mide kanseri olma oranını çok daha fazla artırmaktadır. Bunun için sigara ve alkolden uzak durulması önerilmektedir.
  • Genetik: Birçok hastalık gibi mide kanserinde de genetik faktörlerin etkili olabileceği bilinmektedir. Tüm mide kanserli olguların yaklaşık %10’unda genetik faktörler ön planda bulunmaktadır.

Hastalığı erken evrede yakalamak tedavi için önemli bir adım

Mide kanseri tanısında en önemli araç endoskopidir. Risk grubundaki olgulara mutlaka endoskopi uygulaması yapılmalıdır. Endoskopi uygulamasında, ucunda kamera olan bir boru ile mideye girilmesi sağlanır ve gözlemlenen ur oluşumuna biyopsi uygulanmaktadır. Kesin tanı konması için biyopsi kaçınılmazdır. Endoskopinin uygun kullanımı ile hastalığı erken evrede yakalamak mümkün olabilmektedir. Özellikle Japonya da endoskopinin etkin kullanımı; erken tanıyı ve buna bağlı olarak bu hastalıktan kurtularak uzun yaşam sonuçlarını da beraberinde getirmiştir. Bunun dışında kontrastlı grafiler ve bilgisayarlı tomografi mide kanseri tanısını sağlayan diğer önemli araçlardandır. Mide kanseri tanısının ardından uygulanacak olan tedavi multi disipliner yaklaşımı gerektirmektedir; yani ekip çalışması ile başarı sağlanabilmektedir. Cerrahi olarak tümörün uygun bir şekilde çıkarılması hastalığın en önemli ve en belirleyici tedavi şekli olmaktadır. Hastalığın evresine göre kemo-radyoterarpi tedavisi uygulanması önemli bir etkinliğe sahiptir. Eğer lenf bezlerine sıçrama olmuşsa mutlaka kemoterapi yapılmalıdır.

12.05.2015

 
ORGAN NAKLİ HAKKINDA DOĞRU BİLİNEN YANLIŞLAR

  • Organ nakli sadece canlı vericiden diğer bir canlıya yapılır
  • Bitkisel hayata girmiş bir kişinin organları alınabilir
  • Karaciğer naklinde canlı verici olamaz; çünkü tümü alınır
  • Kan grubu uyumsuz ise organ nakli gerçekleşemez
  • Organ nakli ameliyatları ağır ve kalıcı izler bırakır
  • Böbreğimin tekini verirsem ben yarım insan olurum
  • Sadece 1. derece akrabalar organ bağışı yapabilir
  • Organ naklini her hastane ve her cerrah yapabilir
  • Yaşlıyım benim organlarım işe yaramaz
  • Kronik böbrek yetmezliği olan her hastaya böbrek nakli olur
  • Organ bağışını yapan aile organın kime verileceğine karar verir
  • Kadavradan alınan organ nakli ameliyatında kadavra parçalanır
  • Aynı yaş grupları arasında organ nakli gerçekleşebilir
Organ nakli, canlıdan canlıya ve kadavradan canlıya yapılan bir operasyondur. Kalp nakli dışında önemli bir kısmı canlıdan canlıya yapılmaktadır. Karaciğer ve böbrek nakilleri kadavradan alınarak hastaya nakledilerek gerçekleştirilebilmektedir.
Bitkisel hayata girmiş bir kişiden organ alınamaz. Bitkisel hayat ile beyin ölümü arasındaki farkı ayırmak gerekir. Kişinin kadavra sayılabilmesi için beyin fonksiyonlarının tamamen kaybolması gerekir. Kısacası beyin ölümü gerçekleşmiş olmalıdır. Bitkisel hayatta ise beynin bazı fonksiyonları devam ettiğinden yaşıyor sayılır ve organları alınamaz.
Karaciğer naklinde vericinin tüm karaciğeri alınmaz. Uygun görülen parça alınarak nakil gerçekleştirilir. Donör olan kişilerde karaciğer, 6 ya da 8 hafta gibi bir süre içerisinde eski boyutuna ulaşmaktadır. Aynı şekilde nakledilen karaciğer de 2 hafta gibi süre içerisinde kendisini büyüterek eski boyutuna ulaşmaktadır.
Kan grubu uyumsuz olanlarda da nakil yapılabilir. Alıcının özellikle böbrek nakli açısından diyalize giremeyecek duruma gelmiş olması, Acil Fon’dan uygun kan gruplu organ bulunamadığı durumlarda kan grubu uyumsuz nakiller yapılabilmektedir.
Organ nakli ameliyatları önemli ve ince ameliyatlardır; ancak gelişen modern cerrahi teknoloji ve teknikleri ile tamamen güvenli ve kanamasız gerçekleşebilmektedir. Örneğin Laporoskopik donör ameliyatları (kapalı ameliyatlar) ile insanlar 1 hafta ya da 10 gün sonra normal hayatlarına devam eder; günlük yaşamları açısından bedensel bir engelleri asla olmaz.
Böbrek ve diğer nakillerde canlı verici olanlar çok detaylı araştırmalara tabi tutulur. Donör olan kişinin tüm hayati fonksiyonlarının sağlam olması gerekir. Kişiye ek bir risk getirmeyeceğine emin olduktan sonra nakil yapılır. Organ nakli yapılmadan önce her 2 böbreğin de sağlıklı olduğunun ve geriye kalan tek böbreğin canlı vericiye yeteceğinin tespiti ile nakil gerçekleştirilir. Bu durumda canlı verici tek böbrekle hayatının sonuna kadar sağlıklı yaşayabilir.
Sağlık Bakanlığının yönetmeliği gereğince 4. dereceye kadar akrabalar arası nakiller olabilir. Bölgesel Etik Kurullarından alınan onay ile akraba dışı organ nakli de söz konusu olabilmektedir. Organ nakilleri açısından çapraz nakil olarak adlandırılan donör değişimleri de yine yasal çerçeve içerisinde gerçekleşebilmektedir.
Organ naklini her hastane ve her cerrah yapamaz. Teknik ve teknolojik alt yapı gerekliliğinin sağlanması, organ nakli merkezinin sorumlusu olacak kişinin o konuda yeterli olması gerekmektedir. Sağlık Bakanlığı Organ Nakli Bilim Kurulları hastane, merkez sorumlusu ve ekibini bu çerçevede denetimden geçirir ve onay alındıktan sonra nakiller yapılmaya başlanmaktadır.
Yaşa bağlı olarak organın sağlam olup olmadığı belirlenemez. Beyin ölümü olan kişinin organ fonksiyonları değerlendirilir daha sonra risk faktörlerine bağlı olarak organlar kullanılabilir.
Böbrek ve diğer nakillerde canlı verici olanlar çok detaylı araştırmalara tabi tutulur. Donör olan kişinin tüm hayati fonksiyonlarının sağlam olması gerekir. Kişiye ek bir risk getirmeyeceğine emin olduktan sonra nakil yapılır. Organ nakli yapılmadan önce her 2 böbreğin de sağlıklı olduğunun ve geriye kalan tek böbreğin canlı vericiye yeteceğinin tespiti ile nakil gerçekleştirilir. Bu durumda canlı verici tek böbrekle hayatının sonuna kadar sağlıklı yaşayabilir.
Organ bağışı yapan 1. derece yakınlar organın kime verileceğine dair bir karar yetkisine sahip değildir hatta kime verileceğini de bilmezler. Bağışlanan organın kime verileceğini Sağlık Bakanlığına bağlı Organ Nakli Ulusal Koordinasyon Merkezi puanlama sistemiyle adil bir şekilde belirler.
Kadavradan alınan organ nakillerinde de yapılan ameliyat tamamen teknik bir ameliyattır. Sadece ince bir ameliyat izi görülür. Bedenin tamamen parçalanması asla söz konusu değildir.
Bebeğe nakledilecek bir organın yine bebekten alınması gibi bir kural yoktur. Uygun boyutta bir organ olması durumunda bir yetişkinin organı bebeğe nakledilebilir. Örneğin; anneler çocukları için verici olabilir.